Meyan Şerbeti



HERKESE HAYIRLI BAYRAMLAR DİLERİM...

Meyan şerbeti meyan kökünden elde edilen bir içecek. Gaziantep'de özellikle yaz aylarında ve ramazanda tercih edilir. Eskilerden kalma adet üzere çarşıda-pazarda sırtlarında taşıdıkları düğümde satıcıları vardır. Ramazanda ise köşe başlarında şeffaf poşetlere doldurulmuş şerbetlerin başında duran çoğunlukla çocuklardır. Dileyen evinde de hazırlayabiliyor.  Serinletici özelliği yanında farklı faydaları da var.


Gaziantep'de yaşıyorsanız eğer ramazanda hazırlanmış meyan şerbeti bulmakta zorlanmazsınız. Ama biz şerbetimizi kendimiz evde yapmayı tercih ediyoruz, yazın ve ramazanda.

Tadının nasıl olduna gelecek olursak. Aslında ben geçen yaza kadar pekte içemiyordum. Ağızda bıraktığı mayhoş tattan haz almıyordum. Şeker konmadı halde doğal bir tatlandırıcı var içinde. Biraz da meyan köküne ve yapana bağlı olarak rengi duru veya koyu veyahut tadı çok hoş veya acı olabiliyor. Benim için şimdi şerbet hem içmesini sevdiğim hem hazırlamasını sevdiğim bir içecek.

Meyan kökü Gaziantep'de direk şerbet yapılabilecek şekilde ezilmiş halde satılıyor. Fotoğrafı ise aşağıda:



    Hazırlanması ise şu şekilde:
    Kökten aldığım bir top meyan kökünü
-yıkamadan- sürahiye alıp üzerini bastıracak kadar su koydum(bu aşamada içine birkaç karanfil, küçük bir parça çubuk tarçın ekleyebilirsiniz). Bu şekilde 2 saat kadar beklettim. Daha sonra başka bir sürahiye şerbeti süzerek aldım. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şerbetin dibine tortular birikeceği için 2 parmak kadarını bırakmak(yoksa şerbet bulanık olur). Şerbetin dibinde kalan bu tortulu suyu ve ıslanmış meyan kökünü atıyoruz. Daha sonra bir sürahiden diğerine birkaç kez boşaltılılır, buradaki amaç acılığının giderilmesi.Soğutulup, tadına bakılarak eğer koyu olmuşsa üzerine su eklenerek  içilir.

Not: Geçen seneki ramazandan beri yayımlamak istiyordum meyan şerbetini, nihayet bu sene ramazanın son günlerinde ekleyebildim :)

Yorum (35) Yorum yaz!

Yevm-ün nevbahar*




*: İlkbahar günü. "Yevm" gün anlamına geliyor Osmanlıcada. Tamlama yapılırken de sonraki kelimenin başlangıçına bakılarak ek takılıyor "-ün","-ül","-üt" gibi.



Memleketime ilkbahar geldi, en çokta uzun parklarımızdaki bu ağaçlardan biliyorum. Kış boyu bomboş olan dalları nasıl da güzel renklendiler. Sanki bir ressam eline fırçayı aldı ve hepsini birden boyadı. Veya hepsi birden sözleştiler de giydiler baharlık giysilerini.

Adı bile güzel: ilkbahar.

Çileğin kokusunu nekadar özlemişim! Kış boyu satılanlar plastik oyuncak gibiydiler. Hiç almadım o yüzden. Markette seyirlik baktım, bugünü bekledim. Ne tadı olacak onların? Erikler de çıkmaya başladı, papatyalar da açmıştır da daha göremedim onları. Geçen sene bir sürü fotoğraf çekmiştim. Kısmet olursa bu sene de...



Bir tazelik var bu mevsimde, hepsi ayrı güzel diğerlerini karalamayayım ama, bir yeniden doğuş var bu mevsimde. Canlanma var.



Bu da bahardan bir tat: ağız. Sadece bu dönemde oluyor. Doğum yapan koyun,keçi veya ineğin ilk 3 günkü sütü pişirilince ağız oluyor. Tadı lor-kaymak arası birşey. Ekmeğe sürüp üzerine şeker dökerek yedim ben. İstenirse kadayıfta yapılabilirmiş.

Baharın tadını doyasıya çıkarmanızı dilerim...

Not: Hoşlanmadığım bazı olaylardan dolayı tavuk etkinliğine katılmadığımı belirtmek istedim. Tavuk etkinliğine ne yaptığımı merak edip gelenlerin ellerini bahar çiçekleri ile doldurup gönderiyorum.

Yorum (23) Yorum yaz!

Antep'de yeme-içme



Bu blogu açarken amacım kendi mutfağımda yaptığım şeyleri paylaşmanın yanı sıra Antep mutfağı ve kültürünü de anlatabilmekti. Bu yüzden Antep yemeklerinden ziyade yeme-içme kültürü, konuşma gibi şeylerden de bahsetmeyi blogumda bir süredir istiyordum.

Eğer Antep yemek-içme kültürü ile alakalı şeylerden bahsetmem gerekirse şöyle sıralayabilirim sanırım:

  • Bir Antepli yemeklerinde mutlaka et olsun ister,
  • Kebap onun için vazgeçilmez bir yemektir ve yazın her hafta sonu mutlaka yer. Kışın da arada özlem gidermek için evinin balkonunda kebap yapan kişileri görmek zor değildir. Yazın arabası olmayan veya evde yapmayı daha rahat bulan Antepliler de evinin balkonunda kebap yaparlar. Ama tabi bu illa pazar günü olur. (Neyse ki çarşıda kebapçı çokta insanlar bu isteklerini o şekilde daha kolay çözebiliyor :))
  • Tatlısı için vazgeçilmez iki unsur: Antep fıstığı ve sade yağdır. Fıstık olarak boz fıstık kullanılır. Bu fıstık tatlılarda kullanılan bir türdür ve iç halinde satılır, rengi yemyeşil tadı da çok güzeldir. (Şuanda kilosu 30-35 ytl arasında)
  • Misafir için sofrada yemek çeşidi çok olmaz (çorba+pilav+ana yemek+yan yemek gibi  4 çeşit sayabiliriz,max. 5 çeşit olur).Ama yemekler ağır yemeklerdir (çorba yerine yuvarlama veya börek çorbası, pirinç pilavı, ana yemek olarak soğan kebabı, yan yemek olarakta çiğköfte, lahmacun veya içli köfte verebileceğim ilk akla gelen örnekler).
  • Antepli hanımlar öğle çaylarında sofra kurmazlar (öğle yemeği değilse eğer). Herkese ayrı tabağa tüm ikramlar dizilir herkes koltuğunda oturarak çayıyla birlikte hazırlanmış ikramları yer. Son yıllarda gözlemlediğim kadarı ile zeytinyağlı dolma, içli köfte gibi kuru yemekler de herkesin kendi tabağına ikram olarak konuluyor. Bu şekilde hanımlar bir taşla iki kuş vurarak hem yemek hem çay olayını birlikte yapmış oluyorlar. Eğer sadece yemekli toplanmışlarsa genelde üzerine sadece çay verilip arkasından tatlı ikram ediyorlar (zerde+sütlaç, aşure, nişe helvası v.b.)
  • Çoğunlukla köfte severizdir. Bulgura olan düşkünlüğümüz köfte ile zirvededir. Arada bir mutlaka yemeliyiz (benim favorim yağlı köfte, çiğköftenin et yerine yağ konulanı diyebiliriz, mercimekli köfte de hemen onu takip eder). Özellikle ramazan davetlerinde sofrada genelde çiğköfte olur. Hatta akrabalar akşam oturmalarında geç saate kadar oturup acıkırlarsa çiğköfte yoğurabilirler (gece 11-12 gibi. Tabi bu durumda kilolardan bahsetmek istemiyorum)
  • Ramazan bayramının geleneksel yemeği Yuvarlamadır. Her evde yapılır. Hanımlar ramazanın son haftası biraraya gelerek birbirlerine yuvarlama yapmada yardımcı olurlar. Bayram namazından sonra kahvaltıda yuvarlama yiyenler olduğu gibi sabah normal bir kahvaltı yapıp yuvarlamayı öğlen yiyen aileler de var.
Not: Fotoğraf yazı ile biraz alakasız oldu. Fotoğraf konusunda bir hazırlık yapamadığım için daha önce yayımladığım Antep fotoğraflarından birini kullandım

Yorum (13) Yorum yaz!

Gaziantep Sokakları, bakırları, sedefleri ve yemenileri

Cumartesi günü sabah kalkıp kahvaltıyı yaptıktan sonra sadece fotoğraf çekmek amaçlı çarşıya indik. Sadece fotoğraf çekmek amaçlı diyorum çünkü bunu yapmayı uzun zamandır istememize rağmen birtürlü gerçekleştiremiyorduk. Bizim için geçte olsa güzel bir gezi oldu.

Burası Antep merkezde Balıklı durağı olarak adlandırılan merkezi bir otobüs durağının hemen arkasındaki Balıklı Parkı.




Merkez çarşının dar sokakları (eski Antep sokakları olduğu için bu sokaklar dar)



Şuanda camii olarak kullanılan eski bir yapı


Burası da meşhur İmam Çağdaş . Yeni yerlerine çok olmadı geçdikleri. 1897 yılından beri aynı sokakta biraz daha aşağıdaki yerlerinde hizmet veriyorlardı.


Çarşıda geçtiğimiz sokaklarda bazı kareler yakaladıktan sonra Gaziantep'in bakırcılar çarşısına gittik. Bu çarşının kuruluş tarihi nezamana dayanıyor bilmiyorum ama baya eski bir çarşı. Gerçi yakın zamanda güzel bir yenileme çalışması yapıldı ve sokak daha güzel bir hale geldi. Sıra sıra bakır satan ve yapan dükkanlar var. Sattıkları bakırlar genelde yeni yapım, eski bakır ev gereçleri de (büyük kazanlar, tepsiler v.b.)  bulunuyor ama bunlar bana çok fazla gelmedi. Kullanabileceğiniz türde eşyalar da var (cezveler, tepsiler,sürahiler v.b.) ama ben çoğunu kullanmaya kıyamaz evimin köşelerini süslemede kullanırdım herhalde.





Sokakta biraz ilerledikten sonra kapısında eski bir klim ve güzel bir bakır eşya bulunan bir dükkana gözümüz ilişiyor. İçeriden bize selam veren bakırlar ve sedefleri fotoğraflamak için dükkan sahibinden izin alıp sohbet ettiğimiz sırada eşyaların fotoğraflarını çekmeye başlıyoruz



Bakırın haricinde sedef işlemeli çok güzel kutular, aynalar, hançer kılıfları da bazı dükkanları süsleyen eşyalar. Girdiğimiz dükkanın bir köşesini süsleyen sedef işlemeli eşyalar:




Aynı dükkandaki bakır eşyalar:



Bakır cezveler:


Aşağıdaki iki fotoğraf başka bir dükkanın önünden. İlk fotoğraf rakı içenler için keyif bardaklığı. Orta kısıma rakı bardağını yerleştirip etrafına buz dizilerek rakının soğuması sağlanıyormuş. Bu şekilde kullanılmasının sebebi de rakı bardına atılacak buzun eriyip rakıyı sulandırmamasıymış.



Sokaklarda gezerken Gaziantep'e ait başka bir şeyle karşılaştık: yemeni. Troy filminin tüm ayakkabıları Antep'de yapılıp gönderilmiş (reklam arası). Yemeni 3 ayrı deri kullanılarak yapılıyor. Eskiden ceylan derisi de kullanırlarmış ama şuanda ceylan derisi bulunmadığı için genelde koyun,dana ve keçi derisi kullanıyorlarmış.
Antep'de eskiden kalma klasik yemeniler hala bulunuyor. Ama bunların haricinde yenilik izleri taşıyan ve günümüzde kullanılabilen yemeniler de yapılıyor. Bunlar çeşitli renk ve şekilllerde. Terlik, ayakkabı ve bot şeklinde yapılıyor. Daha birçok çeşidi var biliyorum ama gezimizi bitirmek zorunda olduğumuzdan yol üzerindeki bir tane yemeniciden fotoğraf çekebildik.

Bunlar klasik yemeniler:



Bunlarsa şuanda kullanıma yönelik değiştirilmiş yemeni çeşitleri:


Yorum (25) Yorum yaz!

Haftasonu

Bir haftayı daha bitirdik sayılır, bugün haftasonu. Ben her nekadar bugün işyerinde de olsam yarın tatil olmanın mutluluğu var :)

Elimde Gaziantep'in en özel yemeklerinden biri var ama tarifi daha annemden alamadığım için veremiyorum. Antep yemekleri konusunda destekçim annelerim. Sizlerin sayesinde ben de öğrenmiş oluyorum bir nevi. Çoğunu az çok biliyordum ama tek başıma hiç uygulamadım. Bu şekilde aslında kendime de bir arşiv oluşturmuş oluyorum.

Buarada Antep fıstıkları kızarmaya başladı, eylül gibi olgunlaşmış olurlar, çarşıda, pazarda tazelerinden bulmak mümkün hale gelir.




Taze fıstık bana göre kurusunda daha güzel, yemesi daha zahmetli oluyor ama değer. Önce dış kabuğu soyuluyor, sonra iç sert kabuğu. Şansınız varsa çıtlamış çıkar, işte ozaman kolay olur.

Herkese iyi haftasonları..


Yorum (3) Yorum yaz!

Gazintep'den Yiyecekler - 1


Gaziantep'de, yöremize özgü yiyecek alışanlıkları var. Bu ihtiyaçları karşılamak üzere üretim sektörü de mevcut. Bu tür gıdaların satışı özellikle son yıllarda daha da arttı.İhtiyaçların başında biber salçası ve kuruluklar (dolmalık kuru biber, patlıcan v.b.) geliyor. Eskiden genelde evlerde yapılan bu tür şeylerin artık hazırda da çok rahat bulunuyor olması, evde yapma imkanı olmayan veya  dışardan gelenleri de düşünürsek, çok avantajlı oluyor. Ama hala evde kendi el emeği ile salçasını, kuruluklarını, pul biberini, nar ekşisini v.b. yapanlar var. Sanırım en güzeli de bu olsa gerek.


Gaziantep'de bu tür gıdaların bulunabileceği Elmacı pazarında küçük bir gezintide çektiğim fotoğraflar ise aşağıda:


Kabuklu antep fıstığı (pembe olanlar), kavrulmuş antep fıstığı, dut kurusu, kuru üzüm ve cevizli sucuk.



Kurutulmuş biber(bazı yemeklerde kullanılıyor), salça, kuru sumak, menengiç,tarhana.



Dolmalık kuru biber ve patlıcan, kuru bamya.

Yorum (7) Yorum yaz!