Türk Kahvesi

   



Size bir fincan kahve ikram etsem?

Fotoğraftaki kareye giren her obje ayrı bir anlamda benim için:

    Fincan annemin çeyizinden. Ben bu tür şeyleri çok sevdiğimden taa eskiden sarıp saklamıştı benim için. Mutfak dolabıma da elleri ile yerleştirmişti. Dün kısmet oldu ilk kez alıp kullanmak. 

    Bakır cezve bakırcılar çarşısından ama yakınımızda olduğu halde biz almadık, dışardan gelen bir misafirden hediye.

    Tepsi ve örtüler de çeyizimden. 
    Harika lokumlarsa İstanbul'dan Halamdan...


Uzun süredir Türk kahvesi pişirmiyordum kendime ve tabi yine uzun süredir mutfakta birşeylerle uğraşıp yemeden önce fotoğraflayamıyordum. Dün hazır lokumlar bitmeden yanına şöyle bol köpüklü bir kahve istedi canım. Yapmışken sizlere de ikram etmek istedim. Eşim fotoğraflama sırasında kahveler soğuyacak diye sabırsızlandı ama çıkan komposizyon benim çok hoşuma gitti.

Kahve ikramı ile birlikte bir de tarifini yazalım değil mi? Gerçi çoğu kişi biliyordur ama belki birilerinin işine yarar diye yazmak istedim.

Türk Kahvesi

  • İlk kez bakır cezvede kahve yapacağımdan biraz heyecanlandım. Keşke mangalda pişirme imkanımız olsa ama ben şimdilik ocağın en kısık ateşi ile idare ettim.
  • İki fincan için herzamanki gibi iki fincan su koydum ama bakır olduğu için mi bilmiyorum kahve 2 bardağa eksik geldi demek ki bakır cezveye suyunu biraz fazla koymak gerekiyormuş.
  • Suyun içine önce bir tatlı kaşığı toz şekerimi ekleyip karıştırdım ve ocağın en kısık gözüne koydum.
  • Hemen cezveye her bardak için bir tatlı kaşığı kahvemden ekleyip bir iki kere karıştırıp kendi haline bıraktım.
  • Kahve en kısık gözde kendi kendine toparlanmaya başladı. Ben de o zaman bir iki daha karıştırdım ve yüzüne biriken köpükleri fincanlara bölüştürdüm (ben bu işlemi kaşıkla yapıyorum)
  • Köpük toplama bitip kahve kaynayınca ağır ağır, köpüğü kaçırmamaya özen göztererek bardaklara döktüm.
  • İki bardağa bir tatlı kaşığı şeker benim için normalde az ama ben yanında lokum olduğundan az şekerli yaptım. Aslında hiç şeker konmadan "yandan çarklı" da yapılabilir. Tabi sevene...

Yorum (24) Yorum yaz!

Hoşgeldin kuşçuk ve Isırgan&Yeşil çay

Son Dakika: Eşimden aldığım bilgiye göre yumurtalar artık hayatta değiller :( Dün tek yumurtamız iki yumurta olmuştu ama akşam bir zarar gelmesin diye götürdüğüm kutuya almıştım yumurtalarla birlikte yuvayı (elimi dokundurmadan). Akşam kuşun geldiğini gördük reddetmedi diye sevinmiştik. Bugün öğlen eşim ikisinin de kırıldığını söyledi. Önce çocuklardan şüphelenmiş ama sonra kuşun kanat seslerini duymuş. Bir de yumurta önce yerdeyken sonra yuvaya taşınmış ondan sonra tekrar yuvadan atılmış. Çıkacağından çok ümitli değildim ama yine de üzüldüm. Birdahakine daha sağlıklı bir yer bul kendine e mi kuş?



Yukarda gördüğünüz fotoğraf bizim kapımızın önü. Evet hem decümle kapımız. Bu durumu kime anlatsak şaşırıp kalıyor. 2 gün geçse de biz de hala şaşkınlık içindeyiz. Sanırım bir kumrucuk geldi ve yavrusunu bırakmak için bizim kapımızı seçti. Aslında evimiz 4 katlı binanın 3. katı. Yani üzerimizde bir kat daha var, yani 3 daire. Bizim ev bizim katın ilk evi, bizden sonra 2 daire daha var. Yani bizim kapıdan sonra tam 5 kapı daha var. Üstelik apartmanımızda asansör yok, yani merdiven aktif olarak kullanılıyor. Tamam biz de evde çok duramıyoruz ama tam karşı kapımızda hiç kimse yaşamıyor. Ve bizim kapımız tam merdivenin bitiminde. Ama bütün bunlara rağmen bizim kapı!

Olay şöyle gelişti: birkaç haftadır sabahları merdiven aralığından kumru sesi duyuyordum. Herhalde dedim çatıda bir boşluk vardı oraya yuva yaptı. Sonra kapımızın önünde çer çöp bulmaya başladık. Önce birileri mi yapıyor diye düşündük. Çam ağacının ince dallarıydı bunlar, yani kuşların yuva olarak kullandıkları çöpler. Çöpleri her attığımızda veya ayağımızla ileri ittirdiğimizde yenileri geliyordu. Evelgün bir de baktık ki yumurtasını bırakmış kuşçuk. NAsıl olur dedik. Hem ayakaltı, üst katta iki tane afacan. Merdivenler yıkanır haftada bir sefer. Şimdilik karışamadık duruyor. Acaba eşiğe mi kaldırsak diye düşündük ama karışmakta istemedik. Bunun alemet-i farikası ne ola diye düşünüyoruz.

Isırgan&Yeşil çay



Ot etkinliğinde ısırgandan bahsetmiştim. Baya faydalı olan bu bitkiyi tazeyken çay olarak tüketemedim. Ben de bir kısmını kurutmuştum. Marketlerin birinde ısırgan-yeşil çayı birlikte kullandıklarını görünce ben de böyle bir karışım oluşturdum. Neredeyse Isırgan yapraklarının ölçüsü kadar üzerine yeşil çay ekledim ve biraz da kuru nane ekleyince karışımım hazır oldu. Şimdi 1-2 çay kaşığı bu karışıma kaynar su ilave edip içiyorum. Tadı gayet güzel oldu.

Yorum (21) Yorum yaz!

Ye#20 Isırgan otu


 

 

20. "ye" etkinliğinin konusu "Yurdumuzun yenilebilir otları". Bu konuyu duyduğumda doğrusu ne yapabileceğim konusunda pek bir fikrim yoktu. Aklıma sadece aşotu ile buğlama yapmak gelmişti ki eğer pazar günü yetiştirebilseydim onu da yapacaktım. Ama yetişmediği için onu daha sonra yazacağım.

Isırgan otunu bana bir tanıdığım tavsiye etti. Ispanak gibi pişirildiğini söylemişti. Üzerine 20. etkinlikte denk gelince seyyar arabada çeşitli otlar satan amcadan koca bir demek ısırgan otu aldım. Hızımı kesmeden bir iki çeşit daha alacaktım ama evde olmayacağımız günlere denk geldiği için kendimi tuttum.

Bana bahsedilirken romatizması olanların bu bitliyi bacaklarına sürdüğü ve çok güzel bir iltihap söktürücü olduğundan bahsedilmişti. Ama ben internette de bir araştırayım, nelere iyi gelirmiş diye ve gördüm ki çok daha fazla şeye faydalıymış! Çeşitli hastalıklarla birlikte saç dökülmesi ve kepeğe de iyi geliyor. Ve kozmetik ve ilaç sanayisinde de kullanılıyor (ısırganlı şampuanları duymuşsunuzdur).

 

Ve böylece kendime etkinlik için ısırgan otunu seçip onla ne yapabiliyorsan deneyip etkinliğe katılmaya karar verdim.


Ben çok fazla uzatmamak için faydalarını kısa kesiyorum ama hem faydalarını hem de nerelerde ve nasıl kullanılabileceğini mutlaka www.google.com dan aratarak okumalısınız.

 

Ben daha çok yazılı olan tariflerden bazılarını deneyip, fotoğraflayarak yorumumla birlikte size sunmak istiyorum.

 

Isırgan otunun temizlenmesi:


Isırganı yıkamak için eldivene ihtiyacınız var. Isırgan zannedildiği gibi dikenli bir bitki değil ama yapraklarındaki bir sıvı ona değdiğinizde cildimizin yanmasına sebep oluyor. Bunun için toplanırken ve yıkanırken eldiven kullanılıyor. O yakıcılık su ile temas ettikten sonra geçiyor.

Ben lavabonun içine büyük bir süzek koyup ısırganları ona boşalttım, yanıma da büyük bir kaba tuzlu su hazırladım ve tek tek suyun altında yıkadığım ısırganları tuzlu suya attım. Birkaç saat tuzlu suda beklettim ve ondan sonra hepsini birden tekrar sudan geçirip süzeğe alıp suyunu süzdürdüm.

 

Şimdi isterseniz tariflere geçelim

 

Isırgan otu salatası

 


Isırganı yemek için ilk denediğim hali çiğ hali oldu, bunun için ısırgan otlu salata yaptım (ve bence en güzel hali buydu)


2 avuç ısırgan otu (ben uçlardaki yaprakları kullandım, ince dalların haricinde dal kullanmadım)

1 küçük domates

1 küçük taze soğan

1 küçük sivri biber

Arzu ettiğiniz bir peynir (ben tuzlu Antep peyniri kullandım)

Sızma zeytinyağı, limon ve tuz

 

Kullanacağım ısırganların yapraklarını elimle kopardım, bir tabağa alıp üzerine iri doğradığım domatesleri, çok küçük olmayacak şekilde doğradığım soğan ve sivri biberleri ilave edip üzerine sızma gezdirdim, limon sıktım ve tuz attım. Dilimlediğim peyniri de ekleyip servis ettim.

 

Not: Ben bu şekilde yaptığım salatayı öğlen çok severek yedikten sonra akşam yemeğine hazırladığım salatanın içine de yeşilliklerle birlikte biraz da ısırgan ekledim. Onda da çok güzel oldu.


Isırgan çayı



En çok tavsiye edilen şekli ise çayının içilmesi. Bir önceki tarifte çiğ olarak sevdiğim için ve bitkisel çaylarla da aram iyi olduğu için çayında da baya ümitliydim ama biraz hüsrana uğradım. Çünkü ne kokusundan ne de tadından hazzetmedim. Tavsiyem tabiî ki denemeniz yönünde, eğer şifa niyetine deyip içebilirseniz ne mutlu size.

 

Tariflere göre 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış ısırgan yaprağının üzerine bir bardak kaynamış su ilave edilip 5-6 dk. demlendiriliyormuş. Ama ben 4 parmak boyunda 5 parça ısırgana (uç dallarla birlikte yaprakları) 2 su bardağı kaynamış su ilave edip 6-7 dk. demledim. Rengi açık yeşil oluyor.(Eğer kuru ısırgandan çay yapmak isterseniz daha az ısırgan kullanıp daha uzun süre demliyorsunuz). Tadından rahatsız olanlar için ısırganla birlikte nane veya papatya da kullanılabilirmiş. Ben papatya denedim bir faydası olmadı, bir dahaki sefere kuruttuğum ısırganlarla birlikte nane ve yeşil çaylısını deneyeceğim.

 

Isırgan suyunu saçım için de kullandım. 2 avuç ısırgana (dallarıyla birlikte) 1 lt. kaynar su döküp 10 dk. beklettim. Suyu (gerek var mı bilmiyorum ama) buzdolabında saklıyorum ve birer bardak banyodan önce saçıma döküyorum. Bakalım kepeğe ve saç dökülmesine iyi gelecek mi?

 

Isırganlı yumurta


 


Gaziantep’de ısırganın yemeği bu şekilde yapılıyormuş. İşin aslı şu ki ısırgan sıcakla buluştuğu zaman (sıcak su veya sıcak bir tencere) çıkardığı koku biraz itici ama içine yumurta da girince nasıl olmuş acaba diye merakla bu yemeği eşimle birlikte tattık. İlk başta daha az sonuna doğru daha çok sevdim, eşimse yumurta olmasa yenmeyeceği yorumunu yaptı. Ama yiyebilmekte benim için önemli çünkü ben çok çabuk yemekten vazgeçebilen biriyim. Kendimi yemek veya içmek konusunda hiç zorlayamam, direk bırakırım :)

 

1 avuç ısırgan otu

1 adet yumurta

1 küçük taze soğanın beyazı

Zeytinyağı, tuz

Arzuya göre karabiber ve pulbiber

 

Tavaya yağı döküp ısıtın, üzerine küçük doğradığınız soğanı ilave edip 1 dk. kadar kavurun. Üzerine doğradığınız ısırganı atıp onu da kısa bir süre çevirin (zaten çok çabuk soluyor). Üzerine yumurtayı kırıp tuzunu attıktan sonra tavanın ağzını kapatıp yumurta dilediğiniz kıvama gelene kadar pişirin. (Dilerseniz karabiber ve pulbiberle tatlandırıp yiyebilirsiniz.)

 

Kurutulmuş ısırgan



Bu denemelerden sonra ısırgan için yapmak istediğim şey başka otlarla birlikte yemeğini yapmaktı (ısırganlı tariflerde genelde pazı, ebegümeci gibi otlar kullanılıyor). Ama zaman olmadığı için elimde kalan ısırganı daha sonra çayını veya süt ve balla karıştırıp içmek için gölgede kuruttum.


300 gr. Isırgandan (dalları ile birlikte) 40 gr. Isırgan otu çıktı. Dallarını ayıkladıktan sonra 30 gr. Kurutulmuş ısırgan otu kaldı.

 

Elimdeki son ısırganı da kuruttuktan sonra bir dahaki alışımızda başka otlarla birlikte yemeğini yapmayı düşünüyordum. Fakat alışveriş yaptığımız Cuma pazarında maalesef ne ısırgan otu ne de ebegümeci bulamamış eşim. Pazarcı başka bir semtteki pazarda ısırgan bulabileceğimizi söylemiş söylemesine de gitme imkanımız olmadı. O yüzden Ege bölgesinde yapılan ısırgan otu yemeğini deneyemedim. Belki etkinlikte bu yemeği yapan birileri çıkar veya ben deneyebilirsem daha sonra sizlerle paylaşırım.


20. Etkinlikte daha neler yapılmış görmek isterseniz Asya'nın sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Yorum (14) Yorum yaz!

İki adet pasta macerası

Pasta Sonrası Eklentisi:
Evettt arkadaşlar, tüm iyi dilekleriniz için ve dün sabahki moral bozukluğumda bana gtalkta moral veren arkadaşım Rabia'ya çok teşekkür ederim. Pastalar çok beğenildi. Hatta ben de beğendim :) Ama profiterol kremalardan artık çok yumuşamıştı bence tek eksiği buydu. Pastayı yedikleri sırada "hiç içime sinmemişti dün akşamdan beri kafamdaydı diyince" kızlardan biri "sen bundan daha güzel pastalar da mı yapabiliyorsun?" demesi bana yetti. Eşimin kuzeni de çıkışta, "harika olmuştu, 2. dilimi yememek için kendimle mücadele ettim ama sonunda yedim" demesi de daha bir rahatlattı beni.

Çıkışta eşimin kuzeni kızının doğumgününde özel bir pasta yaptıracakmış, ben mi yapsam acaba diye atladım ama eşim müdahale etti. Kimbilir belki ozamana kadar düşüncesi değişir ;)
-----------------------------
Eklenti:
Fotoğrafları dün gece çekmemiştim, bu akşam da makina yanımda olmadığından çekemeyecektim ama beklendiğini görünce işyerinin makinasını ödünç alıp yemekhanede acele bir kaç poz çektim. Pastalar kutuların içinde oldukları için dekor biraz bozuk oldu ama fikir açısından koyayım dedim. Soldaki pastanın üzeri akşam muzla süslenecek. Bir de az birşey kremanın tadına baktım bu sefer fena değildi. Sanırım akşama aşağıda yazdıklarımdan dolayı bei utandırabilir, ama buna razıyım! :)

Bu akşam arkadaşlarım için pasta sözü vermiştim. Aslında geçen hafta yapmam gerekirken yoğunluktan bu haftaya kalmıştı. Ben de tabi 2 haftafdır neler yapsam diye araştırıyor, kafamda tasarlıyordum. İlk yapacağım şey belliydi zaten: yaş pasta. İkinci bir tarif olarakta tuzlu birşeyler yapsam diyordum ama tuzlu tarif yerine geçecek, poaça, börek türü şeyler hep sıcak sıcak güzel oluyor. Bense pastayı götüreceğim yere işten çıkıp gideceğim. Yani bir gün önceden yapılan birşey olması gerekiyordu.

Salı günü başladım pasta işine. Pandispanyasını hazırladım. Pastayı taşıyacağım kutu küçük olduğu için en küçük kalıbımı kullandım ve 5 yumurtalı pandispanya tarifime 4 yumurta koydum, ayrıca içine benmaride çikolata erittim ve ayrıca kako da ekledim. Niyetim kakaolu pandispanyaya beyaz krema hazırlamaktı. Ara katlar ve üzeri için de muz ve damla çikolata düşünüyordum. Damla çikolataya eşim migrostan baktı ama yokmuş. Neyse dedim sadece muzlu olsun. Salı günü pandispanyayı kolayca yaptım streç filme sarıp buzdolabında sakladım ama çok küçük geldi. 10 kişi için 20 cmlik bir pasta yetmez diye düşündüm. Niyetim biraz yüksek ve ince dilimler olmasıydı ama yüksekliği de beni tatmin etmeyince yeni pasta arayışına girdim. Ama 2 tane yumurta kaldığı için çarşambayı beklemek zorunda kaldım.

Çarşamba günü, uzun süredir yapmak istediğin profiterolü kullanarak bir pasta yapmaya karar verdim. Daha önce Pastacı Burcu'nun yaptığı pasta çok güzel görünüyordu. Gündüz bloglarda nekadar profiterol tarifi varsa okudum. İçine konan şeyler aşağı yukarı aynı ama pişirilmesi farklı. Hangisine yapacağıma tam karar veremeden eve gittim. Hamurunu hazırladım ve ilk tepsiyi sıkma tüpünü kullanarak doldurdum. İlk tepsi için Burcu'nun yöntemini kullanarak 175 C de önceden ısınmış fırında fırının ağzına tahta bir kaşıkla aralık koyarak 30-40 dk kadar pişirdim. Bu yöntem uzun sürdüğü için 2. tepside Ayşenur'un yöntemini denedim. Fırını 200 C ye getirdim ve 5 dk hamurları fırın kapalı olarak tuttum. 5 dk. dan sonra yine fırının ağzına tahta bir kaşıkla aralayarak 10-15 dk. da pişirdim (bir ara kremaya daldığım için yanmaktan sonra anda kurtadım, 15 dk sürmedi pişmesi). 1. yöntemle pişirdiğim hamurlar pek kabarmadı gibi geldi bana, sanki 2. yöntemdekiler daha fazla kabardılar (eğer yapacaksanız 2. yöntemi kullanın derim). Her iki yöntemde de pişen hamurları sıcakken fırın teline alıp soğutuyoruz.

Hamurlar piştiği sırada iç kremasını hazırladım. Bunun için Ayşenur'un kremasını denedim ama pastacı kreması çok akışkan oldu. Nişastayı tarifteki gibi 2 kaşık koydum ama tepeleme yapmamıştım, ona bağlıyorum. Yorgunluktan sanırım o anlarda kafam durmuş gibiydi ve biran önce artık bitirmeye odaklanmıştım kremaya bir de ayrıyeten çırptığım krem şantiyi ekleyip gayet akışkan olan kremayı o şekilde hamurlara sıkma tüpü ile doldurmaya başladım. Neden tekrar nişastayı suda eritip koymadım ya da devamlı hazır bulundurduğum krema sertleştiriciyi kullanmak sonradan aklıma geldi bilmiyorum. Dediğim gibi iş yorgunluğunun üzerine profiterol gibi uğraştırıcı bir tatlıyı yapmaya kalkmaktı asıl sorun sanırım.

Profiterolden pasta yapacağım ya o yüzden toz halindeki hazır çikolatalı sosumu pişirip yanıma aldım. Kelepçeli kalıbıma yağlı kağıt serdim ve hamurları krema ile doldurmaya başladım. İlk kat bitince çikolatalı sos gezdirdim ve ikinci katı dizdim. Zaten sos 2 kata zor yetti. Bu sostan ilk kez kullandığım için soğuduktan sonra hala akışkan kalacağını bilmiyordum. Ta ki sabah geceden kelepçeli kalıpta üzeri streç filmle kaplı vaziyette bekleyen profiterol pastasına bakıncaya kadar. Olduğu gibi duruyordu! Yok aslında olduğu gibi de değildi hamurlar akışkan krema ve sostan iyice yumuşamış vaziyetteydi! O saatten sonra tecrübe hanemi bir kademe daha doldurmaktan başka yapacak birşey yoktu. Ha bir de sabah bir tane tattığım profiteroldeki aldığım yumurta tadı bir daha profiterol yapmayacağım ihtimalimi daha da güçlendirdi.

Profiterol 2. pasta olarak yapıldı, gelelim ilk pastaya hani şu salı günü pandispanyası yapılmış olana. O benim için çocuk oyuncağı(!) idi. Pandispanyam hazır, kremama karar vermişim, damla çikolata bulamadık ama hindistan cevizi var, muz var, rulo kat var... Krema ise daha önce vanilyalı puding alıpta sevmemiş olmama rağmen Hatice'nin tarifinde gördüğüm vanilyalı cream ole (çikolatalı değil!)+krem şanti+hinsitan cevizinin birlikte sütle çırpılmasıyla yapılıyordu. Çikolatalı cream ole yi seviyorum ya vanilyalısı da iyi olur sanırım diye almıştım. Ama bu karışım hiç hoşumuza gitmedi (eşimin de benim de). Vanilyalı cream oledeki aroma bana rakıyı anımsattı (tadını bilmiyorum rakının ama kokusunu biliyorum). Artık onla da pastamızı hazırladım, kutusuna yerleştirdim. Bakalım biraz bekledikten sonra tadı yerine oturmuş olacak mı, yoksa hala aynı mı kalacak akşam göreceğiz. Bu pastadan çıkarttığım derste, krema olarak daha önce denediğim, bildiğim ve sevdiğim şeyleri yapmak.

O yorgunluğun ve içime sinmeyen 2 adet pastanın sıkıntısı ile nasıl bulaşığı yıkayıpta yattığımı bilmiyorum. İşten gelince mutfağa girdim, 12 yi geçe mutfaktan çıkıp direk yatak odasına gittim. Ve eşime kimseye pasta sözü vermeme konusunda söz verdim. (Sanırım birdaki pasta yapma krizimde olabildiğince kolay ve sonucu garantili şeyler yaparsam birşey demez :) )


Yorum (11) Yorum yaz!

Şu sıralar...

Perşembe eklentisi: Kötü bir haberim var. Fotoğraf makinamıza birşey oldu :( Dün akşam fotoğraf çekmek için çıkardığımda açılmadığını gördüm. Pil bitmiştir belki diye şajlı pilleri şarj ettiğimiz halde makinadan tık yok. Almanya'dan alındığı için garantisi de yok (aslında sanırım varmışta orda geçerliymiş). Burada tamir ettirmeye çalışacağız inşallah hallolur. Yoksa bir süre fotoğraf makinasız kalacağız. Ozaman siteye birşeyler ekleyebilir miyim bilmiyorum :(

    Daha önce bir yazımda enginarı hiç yemediğimden ve çok merak ettiğimden bahsetmiştim. Merakımın bir kısmı da faydasından kaynaklanıyor. Tam bir karaciğer dostu olan enginarı yiyemesem de bari faydasından faydalanayım diye şu sıralar çayını içmeye başladım. Çayını bulmam ise bir tevafuktan ibaret çünkü ben enginar yaprağının çayının içildiğini bilmiyordum.

    Geçenlerde çıktığımız fotoğraf gezimiz sırasında bir aktarın önünde birkaç kare poz çekerken aktar bizi içeri davet etti. Hem vakit darlığı hem de içerisi çok enteresan gelmediğinden
ben pek girme taraftarı değildim ama girdik sonuçta. Esnaf abi tam bir müşteri psikolojisi üzerine çağırmış olacak ki alışveriş yapmadan çıkmadım :) Önce iğdeleri gördüm ama niyeyse kendimi alma konusunda frenledim. Ama kuru üzümü görünce hemen keklerime katmak için üzüm almak istediğim aklıma geldi. Ondan bir miktar tarttırırken Karaciğer Dostu Enginar yaprağı yazısını gördüm. Ya dedim madem yiyemiyorum içerim ozaman. Hemen bir miktar tartmasını istedim bir yandan da nasıl yapılacağını sordum. Ihlamur gibi ocakta kaynatılması gerektiğini söyledi. Tadını sordum içmediği için bilmediğini söyledi. Acı da olsa bakarız artık diye şanslamaya aldık. Geçen hafta içi demledim birazını ve tadını çok sevdim. Şahsen severek içtiğim papatya çayından daha güzeldi tadı. Yapımı paaptyadan daha zahmetli ama artık okadar da olsun.

    Şifalı bitkiler dökümanımda enginar için karaciğerin haricinde şeker hastalarına, kolestrole, damar sertliği ve kalp hastalarına iyi geldiğini yazıyor. Siz eğer enginarı çıktığı zamanlarda yiyorsanız bile olmadığı zamanlarda çayını içebilirsiniz bence.

    Şu sıralar bir de öksürükten muzdaribim. Genel itibariyle her kış gelir bana ve 1-2 aydan aşağı da gitmez. Bu sene için 2 haftayı tamamladım sayılır. Ama en kısa sürede beni terketmesi için Bal+Zencefil karşımı hazırlattım anneme. Geçen sene de bu şekilde kurtulmuştum ama zencefilin ağır tadından dolayı az az yediğimden olsa gerek iyileşme sürem çok kısa olmamıştı yine de. Toz zencefilin içine zencefili içine alıp kıvama gelecek kadar bal ekliyorsunuz. Balı zencefile yedirerek katmanızı tavsiye ederim.

(Fotoğraf www.ntvmsnbc.com  den alınmıştır)

Herkese bol şifalı günler dilerim..

Yorum (11) Yorum yaz!

Tarçın



    Tarçının toz hali genelde kurabiye, kek gibi tatlara çok güzel aroma veren bir baharat. Toz haline getirilmemiş çubuk tarçın ise suda kaynatılarak içilebiliyor. Genelde yeni doğum yapmış bayanlara ziyarete gidenlere ikram edilen tarçın aynı zamanda şifalı bitliler arasında da adı geçiyor. Ruhi sıkıntıları kesmesi, hazmı kolaylaştırması, vücudun direncini artırması bunlardan birkaçı.


    Bir süre önce bir yorumda tarçının nasıl yapıldığına dair soru sorulmuş, denemeden tam bir tarif yazmak istememiştim. Ondan kısa bir süre sonra tarçın aldım ve bir kere deneme fırsatım oldu. Onda da tam olarak istediğim şekilde yapamamıştım. Daha sonra teyzemin gelininin bebeğine ziyarete gittiğimde tarçını büyük tencerede şekerle birlikte kaynatıp dem hazırladıklarını, daha sonra buzdolabında sakladıkları bu yoğun tarçınlı suyu kullanacakları kadarını cezvede ısıtıp üzerine kaynar su doldurarak misafire ikram ettiklerini gördüm. Bardaklara da dövülmüş fıstık serpmeleri bana göre ayrı bir güzel tat vermişti. Bu tariften yola çıkarak dün bir deneme daha yaptım. Sonuçta şeker miktarını biraz fazla kaçırmışım ama tarifte normal yetecek kadarını vereceğim. Tabi daha sonra deneme ile kendi şeker miktarınızı oluşturabilirsiniz.



    Tarçın

    Malzemeler:
  • Toplam uzunluğu yaklaşık 60 cm olan çubuk tarçın
  • 1,5 yemek kaşığı toz şeker
  • 2 bardak su
    Hazırlanması:
      Derin bir tavaya tarçınları koyup üzerine şekerini ve suyunu ilave edip ocağa aldım. Kaynamaya başlayınca altını kısıp 20-25 dk kadar kaynatmaya devam ettim.Bu süre sonunda yoğun bir rengi ve tadı oldu. Altını kapatıp soğuttuktan sonra cam bir kavanozda buzdolabında saklayabilirsiniz. Bu miktara göre benim bir kupa tarçın demim oldu. Ayrıca kaynamanın sonlarına doğru karanfil atılarakta değişik bir tat elde edilebilir (ben denemedim). Sonra bu demden içeceğiniz bardağın yarısına veya 1/3 ne koyup (eğer dem soğuksa kullanacağınız miktarı cezvede ısıtın) üzerini kaynar su ile tamamlayarak afiyetle içebilirsiniz. Bu şekilde ayrıyeten bardağa şeker koymanıza gerek kalmıyor. Üzerine çekilmiş fıstık dökübilirsiniz, güzel bir tat veriyor.



Yorum (10) Yorum yaz!

Bloglardan öğrendiklerim


    Blogları ilk keşfetmem üyesi olduğum forumda portakal ağacı tavsiyesi ile oldu. Blog olayına yabancı değildim hatta benim de ozamanlar günlük gibi tuttuğum bir blogum vardı ama yemek ve blog ikilisine hiç şahit olmamıştım. Bir süre portakal ağacını zevkle takip ettim, ta ki sağ taraftaki Linkler kısmı dikkatimi çekene kadar... Ne kadar yemek blogu varmış! İlk başlarda linklerden giderek bulduğum bloglardan bazıları devamlı müdavimi olduğum bloglar haline geldi. Hala arada bloglardaki linkler kısmını kullarak blog keşiflerine çıkıyorum.


    Blog keşiflerimden önce yemek yapmayı biliyordum tabiki (öğrenci evleri sağolsun bu konuda). Ha tabi buarada lise yıllarımda babamın yemek kitaplarından denemeler yapıp bir çoğunu çöpe atmak zorunda kalmışlığım varki o dönemden sonra tariften birşey yapma konusunda baya geri durduğumu söylemeliyim. Ama yine de gördüğüm bazı tarifler beni okadar cezbediyordu ki denemeden duramadım. Arada tutturamadıklarım oldu tabi ama birçoğunda başarılı olmam damak tadımıza uygun olanları devamlı yapar hale gelmeme sebep oldu. (Hala bloglardan birşeyler yaparken birkaç kez düşündüğümü ifiraf etmeliyim. Ama bu biraz da Antep yemek kültürüne sahip olmamızdan kaynaklanıyor).

    Sadece yaptığım ve yapmak için not aldığım güzel tarifler değil, yeme içme kültürüne ait birsürü şey öğrendim. Birkaçından bahsetmek istiyorum:
  • Enginarın nasıl bir sebze olduğunu (bizim burada sadece bazı marketlerde bulunuyor, soymasını becebileceğimi sanmadığım için henüz tadını bilmiyorum ama çok merak ediyorum)
  • Tarifleri yaparken hayal gücümüze göre değişiklikler yapabileceğimizi
  • Evde de çok çeşitli güzel ekmekler yapılabileceğini ve tabi ekmek yapma makinesini (benim yok henüz ama almayı istiyorum)
  • Bir yiyeceğin değişik açılardan ne kadar güzel fotoğraflarının çekilebileceğini
  • Yemeğin tadı kadar sunumunun da ayrı bir güzellik olduğunu (bizim burada önemli olan tadıdır, sunum klasiktir:) )
  • Arkadaşlarınızın yemeklerle ilgili bir soruları olduğunda (şu nedir veya nasıl yapılıyordur v.b.) size sormaları ve bilmiyor olsanız bile yorumda bulunabilmeniz.
    Gibi daha düşündükçe aklıma birçok gelebilecek seçenek var.

    Geçenlerde eşimle bir diyalogumuzdan bahsedeyim yeri gelmişken: Yeğenimin rüzgar gülü'nü gördüm annemlerde. Elime alıp oynamaya başladım, sonra da eşime dönüp "bunun yapımı blogun birinde anlatılıyordu" dedim. O da hemen "bu bloglarda da herşey var" dedi :)

    Ve tabi unutulmaması gereken blogların sıcacık bir ortam olması. Sanki arkadaşınızın evine gitmişsiniz de onunla sohbet ediyormuş gibi. Bazen bazı blog sahiplerinin samimiyetleri karşısında tebessüm etmeden duramıyor, sanki benimle bir sırrını paylaşıyormuş gibi hissediyorum.

    İşte bukadar güzel şeylere tanık olup benim de bu güzel ortama katılmadan durmam olurmuydu? Bunları okuyabildiğinize göre olmadı tabi :) İsim ve içerik önerisi sevgili eşimden geldi. Antep yemekleri ağırlıklı bir blog, hem değişik bir tarz hem internet ortamı için (Antep yemekleri adına) bir kaynak hem de benim için bir tarif defteri niteliğinde olacaktı. Zira her nakadar yemek yapmakla aram iyi olsaydı da Antep yemekleriyle bizim evde annem veya babam ilgilenirdi. Tariflerini az çok bilsem de, bazen onlara yardım etsem de ben hiç tek başıma yapmamıştım. Yani kısaca ben de lazım oldukça 8 aylık Aintab Sofrası arşivini kullanıyorum.

    Sizin de eğer bloglardan edindiğiniz ilginç tecrübeleriniz varsa benimle paylaşır mısınız?

Yorum (7) Yorum yaz!

Peynirli omlet


Tarif Sibel'in kahve'sinden. Görünce Sibel'in bahsettiği gibi güzel bir sahurluk olacağını düşünüp hemen denedim. Sonuç harikaydı. Ramazandan sonra sabah kahvaltılarında da sanırım sık sık yapacağım bir omlet tarifi kazanmış oldum. Sahurda yapılıp fotoğrafı çekildiği için fotoğraf çok kötü, ama bu tariften haberdar olunması için yine de koymak istedim. Tarifin aslına buradan ulaşabilirsiniz. Ben yüzüne çedar peyniri koymadım, içine de talaş böreğinden kalma antep peyniri + maydonoz karışımı vardı onu koydum ve peynir miktarı fazla olduğu için zaten ayrıyeten üzerine peynir koyma ihtiyacı hissetmedim. Eminim Sibel'inki çok güzeldi ama bu şekilde de çok güzel oldu.

Yorum (1) Yorum yaz!

Misafir hazırlıkları için faydalı notlar

	İlk kez bu haftasonu annelerimden yardım almadan misafir konuk ettim. 
Misafir sayısı az olmakla birlikte ben bazı şeylerde tecrübesiz olduğumdan aksaklıklar oldu.
Hep ikramların bir kısmının hazırlanmasında yardım alıyordum ben de geri kalanını
halledip evimi temizliyordum. Bu sefer herşeyi ben yapacaktım ve arkadaşlarımın rejimde
olduğu düşüncesi ile az çeşit ama çok sevdikleri şeyleri yapmaya karar verdim.
Yaş pastayı geceden hazırlamaya başladım, sabah kalkıp temizliğimi yapıp kısır ile
kurabiye veya poaça hazırlayacaktım. Geceden yapmaya çalıştığım pastada daha önce de
başarılı olamadığım borcamı deneyince sonuç kötü oldu. Sabah kalktığımda yine de hepsini
yetiştiririm sanıyordum ama olmadı, temizlik olarak sadece ortalığı toparlayabildim.
Yaş pasta ve kısırın yanına da hazır birşeyler aldırdım. Bu bir davet bile bana pek çok
şey öğretti. Belki çoğunuzun bildiği şeylerdir ama ben yine okuyacak kişilere ufakta olsa
yol gösterir diyerek bu tecrübeleri maddelere döktüm.

Misafir hazırlıklarında dikkat edilmesi gereken noktalar:

1. Temizliğinizi en geç bir gece önceden tamamlayın, ikramların hazırlığını temizlikten
sonraya bırakın.Çünkü ikramlarda herhangi bir terslik çıktığında temizlik yapmaya
zamanınız kalmayabilir
2. İkramlarda ne yapmak istediğinize karar vermek yapmaktan daha zordur.
En en geç iki gün öncesinden karar verip gerekli ihtiyaçları tedarik edin
3. Eğer daha önce denemediğiniz ve nasıl olacağı hakkında bir yorumda bulunamadığınız
bir tarif varsa veya daha önce başarılı olamadığınız herhangi bir şey varsa davet için
onu yapmayın
4. Ufak tefek şeyler kolay gibi görünebilir ama zaman darlığı içerisinde sizi koşturup
telaşlanmanızı sağlar, buyüzden olabildiğince önce onları hazırlayın. (Şekerliklere
şeker koymak, kullanılacak tabaklar kirli ise yıkamak v.b.)

5. Eğer yapmayı düşündüğünüz birşey varsa misafirler geldiği esnada aklınızdan çıkabilir.
Yapacağınız şeyi hatırlatıcı nesneleri görebileceğiniz yerlere koyun. (Fotoğraf albümünüzü
göstermek istiyorsanız önceden çıkarmak, çaydan önce kahve yapmak istiyorsanız
kahveyi ortaya çıkarmak v.b.)

6. Gelen misafirler rejimde veya tüm ikramları tüketemeyecek sayıdalarsa evdekilerin de
sevdiği ikramlar hazırlamaya özen gösterin (mesela benim eşim çikolatalı tarifleri sevmez,
eğer çikolatalı birşeyler yaparsam
tüketim konusunda işyerimdeki arkadaşlardan yardım
alıyorum)

Yorum (8) Yorum yaz!

Zahter (diğer adıyla kekik)

Zahter çayı Gaziantep'de baya tüketilen çaylardan biri. Özellikle bir yerlerde çay ikram edilecekse ve çay içmiyorsanız genelde ilk tercih edilen şey zahterdir. Yalnız et yemeklerine aldığımız kekik baharatı çay olarak kullanılmıyor, tam olarak bir farklılık varmı bilmiyorum ama sanırım onun daha ince çekilmiş olmasından kaynaklanıyor. İçtiğimiz zahterde yapraklar bütün şeklinde, sadece dallarından ayrılmış oluyor.



Faydaları:

Bedeni kuvvetlendirir

Hazmı kolaylaştırır

İştahsızlığı giderir

Sinirleri kuvvetlendirir

Kalp çarpıntısını keser

Yemeklerin bozulmasını önler

Bağırsak iltihabını iyileştirir

İdrar söktürür

Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar

Bağırsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur

Böbrekteki ve mesanedeki mikropları öldürür

Kan dolaşımını düzenler

Müzmin öksürük,astım,bronşite faydalıdır

Kekik suyu ile banyo romatizmayı dindirir

Kandaki şeker miktarını azaltır.

Hamileler ve guatr olanlar kullanmamalıdır!


Yapılışı:

Bir çay süzgeginin içine bir tatlı kaşığı zahteri koyup bardağa koyacağınız sıcak suyu bu süzgeçten geçirin. İlk geçirdiğiniz suyu dökmenizde fayda var, temizlenmiş olur. Limon ve şeker kullanarak içebilirsiniz.




Yorum (4) Yorum yaz!

Önceki Sayfa | 1 : 2 |